İnşaat Halinde.... yakın

Makaleler

Comments (0) - Views (4936)

Kerkük Kürdistan Bölgesi’ne bağlansa ne olur?

NİHAT KAYA|

Federal Kürdistan Bölgesi’ne gitmişseniz sizlerin de dikkatini çekmiştir, her kentin girişindeki ‘seytere’ denilen kontrol noktalarında sorulan sorular. Kontrol noktasına girdiğin an, orada bekleyen güvenlik görevlisi gözleriyle pencereden aracın içine girer, herkesin yüzüne tek tek bakıp, sert bir ifadeyle "Arap var mı” diye, atar sorusunu yolcuların üstüne. Yüzünde bir ‘Araplık’ görmüşse eğer, gözünün içine bakıp, "Kürt müsün?” der, Arap olmak suçmuş gibi. Kimliğine bakma ya da kim olduğunu sorma gereği dahi duymadan... Kürtsen yeterli olabilir onun için, değilsen işin zor. Geri gönderilmesen çevrilmezsen, saatlerce uğraştırılırsın o ‘seytere’de. Bindiğin araç seni bırakıp gider, kalırsın orada bir başına ve yaya. Araç beklemişse şükür dersin belki, ama aracın yanına vardığında gitmesini beklemesine tercih edersin. Çünkü tüm yolcular ve şoför seni beklemekten ateş püskürür, beklemeyi sen çok istemişsin gibi. Başını kaldırıp bakamazsın hiçbirine. Zaten hiçbir taksi, ya da dolmuş şoförü o tür yollarda Arapları almak istemez, hiçbir yolcu da onlarla birlikte yolculuk yapmak. Çünkü her girdikleri ‘seytere’de onlardan dolayı saatlerce beklemek zorunda kalacakladır. Bu da farkında olmadan toplumsal bir ırkçılığın gelişmesine zemin döşer.  

Bir taraftan kafatasçılık, diğer taraftan toplumsal bir ırkçılık. Hem de 21’inci yüzyılda. Geçmişte Baas rejimi döneminde Araplar bunu Kürtlere yapardı, şimdi Kürtler Araplara. Peki bunu yapan Kürtlerle Baas rejimi arasında ne fark var denilecek?  

Bir de tüm bunların arasında bir Kerkük vardır... Çölün ortasında bir vaha. Petrolüyle herkesi zengin eden, ama kendisi hep fakir. Vardın mı kapısına tek bir kişiye dahi sormaz ‘kimsin, necisin, nereden gelirsin, nereye gidersin’ diye. DAİŞ saldırılarının ve patlamaların en çok olduğu kent olmasına ve yüzlerce kez o kente girip çıkmama rağmen ne kentin girişinde ne de kentin içinde tek bir sefer dahi ne bana kimlik soran oldu, ne de kimseye. Ne bana ‘Arap mısın, Kürt müsün, Türk müsün, necisin, neyin nesisin?’ diyen oldu, ne de başkasına. 

Kerküklüler için Arap, Kürt, Türkmen, Asuri, Müslüman, Hıristiyan, Kakai hiç fark etmez. Cami kilisenin hemen yanındadır, ama kimse ‘niye böyle?’ diye hiç sormaz. Çünkü insanların dini, milliyeti her ne olursa olsun kapısı herkese açıktır. Kente girdiğinde yabancı olduğunu bilsinler, her nereden gelirsen gel, her nereli olursan ol mutlaka biri buyur eder evine. Kürdü Arapçayı da Türkmenceyi de bilir. Türkmeni Kürtçeyi ve Arapçayı. Arabı da aynı şekilde. Hangi esnafla konuşsan senle üç dilden konuşur. Yabancı olduğunu anladığı an ‘hepimiz kardeşiz’ diyerek cümleye devam eder. Ve senin anlayacağın dilden konuşur, yabancılık hissetmeyesin diye. Bunu da sana ve kendine duyduğu saygıdan yapar, korkudan değil. 

Kaybolduğun da her kime sorarsan sor gideceğin yeri, eğer işi yoksa, yerinden kalkar götürür seni gideceğin yere kadar. Bir sokakta çöl sıcağında yürürken, arkandan bir araç gelip, içinde hiç tanımadığın biri sana ‘hava sıcak bin, seni gideceğin yere götüreyim’ diyorsa eğer, işte o kent Kerkük’tür. Modern dünyada böyle kaç kent kalmıştır... Bir kaç fitneciyi çıkarsan aradan, hemen hemen hiç kimsenin kimseyi kimliğinden dolayı sorgulamadığı, horlamadığı bir kent.  

İşte bu yüzden Hewler’i, Dohuk’u ve Süleymaniye’yi de çok gezmeme rağmen hiçbirinde Kerkük’teki kadar rahat ve kendi memleketimdeymişim gibi hissetmedim. O kadar patlamaya rağmen.

Onlar için herkes eşit ve kardeştir. Kimse kimsenden üstün değildir. Ve bunun ne bir yasası var ne de kanunu. Bin yıllardır birike birike gelmiş bir tek kültürleri var. İşte bu yüzden Kerkük için kardeşliğin ve demokratik ulusun kentidir denir ya. 

Şimdilerde bu kardeşliğin kentini Kürdistan Bölgesi’ne, yani Hewler’e bağlamak istiyorlar. İki ayrı kültür, üstelik birbirine düşman iki kültür... Bir tarafta modern dünyanın kafatasçı ulus devlet zihniyetini kutsayıp, coğrafya parçalarını üstünde yaşayan insanlar ve kültürleriyle değil, altındaki doğal kaynaklarıyla düşünen bir zihniyet. Diğer tarafta zenginliği yerin altında değil, insanların içinde bulun, insanların kardeşliğine ve birlikte yaşaması gerektiğine inanan ve demokratik ulusu farkında olmadan yaşatan bir zihniyet. Bu iki zıt yaklaşım aynı torbaya konulup karıştırılmak isteniyor. Buradan kim sağ çıkır? Tabi ki kendini modern dünyanın silahlarıyla donatan ve örgütlü olan. Kerküklü örgütsüz, Kerküklü güçsüz. Sadece bin yıllardır yaşadıkları gerçekliğin onlara öğrettiği derslerle yaşıyorlar. Bu yüzden böylesi bir birleşme Kerkük’ün ve Kerküklü’nün bütün güzel yönlerini alıp götürecek. Kerkük’ün güzel ruhlu insanlarını alıp yerine modern dünyanın birbirini sevmeyen, birbirine düşman, soğuk yüzlü insanlarını getirecek... Kerkük’e yazık edilecek. 

Oysa Kerkük özerk kalıp, kendi öz kültürünü örgütledikçe tüm Irak ve tüm Ortadoğu için yaşanan sorunların çözümüne dahi model olmaya aday.  


1337 

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA 

Send comment...

Name :

Email :

Comment :


Change image?

2
3
4